Archive for Eylül 25, 2006

cemaatle namaz

Heybetli bir eylem, bir fiiliyat.

Bir bayram namazı, bir cuma namazı. Büyük kitleler akın akın camiye hareket ediyorlar, maksadları edâ. Kimse birbirine yan bakmıyor, ki içlerinden kimi beynamaz, kimi alkolik, kimi ilk kez camiyle müşerref oluyor, kimi ayakkabı kleptomanyağı vs vs. Kim olursan ol gel demiş Ebu Suud, ki geliyor akın akın millet camiye. İçlerinden sağcısı solcusu da var. Hatta kimse şunu sormuyor da kendine dahî. Bu namaz, bir vakit namazından, sabah yahut ikindi namazından daha mı sevabtır, daha mı farzdır, ki böyle millet girmek için camiye birbirleriyle kıyasıya savaşta. Cevab hazırdır, gelir hemen, hayır tabii ki, ki Cuma Namazı’nda farklı bir feyiz vardır. Cemaatin toplanacağı gün de Cuma olmalıydı, cem’ günü Cuma Namazı, cem’ edecekler de anca cemaat olmalıydılar. (daha fazla…)

Eylül 25, 2006 at 11:58 pm Yorum yapın

Gérard de Nerval’in türk edebiyatındaki yeri

Türk Edebiyatı’na damgasını vurmuş, büyük edib.

Aslında yanlış kullanmış oluruz “damgasını vurmak” fiilini, zira epey bir dolaylı mana da ihtiva olunmaktadır. Misal vermek gerekirse, rüya ve hayat isimli hikayesi bizim büyük edibimiz olan Tanpınar’ın o büyük eserinin mülhem eseri olacaktır. Abdullah Efendi’nin rüyası bu eserin büyük nisbette taklidi konumundadır. Bununla da yetinmeyerek ekleyebiliriz ki, Eşik şiirinde de nice hadiseler cereyan etmiştir. Bu, Rüya ve hayat romanında olan bazı cümleler, Abdullah Efendi’nin Rüyası kitabına nasıl sirayet etmiş ufak bir görebiliriz rahatlıkla.

Rüya ve Hayat:
“Karşımda bir duvar saati ve saatin üstünde insan gibi konuşmaya başlayan bir kuş vardı.” (daha fazla…)

Eylül 25, 2006 at 11:54 pm Yorum yapın

bu senaryoda kötüler kazanır

ses donuk, gözler yalan
kendi sarkisini söyleyemeyen
ürkek bir adam aynamda
citirtilardan kiyamet toplar
gecelerden ölüm koklarim
cebimdeki misketlerden de
haberdar degildir kimseler
gökyüzüne firlattigim son soluk
bir günes olacak (daha fazla…)

Eylül 25, 2006 at 11:48 pm Yorum yapın

olmayana öykünme

olmayan yerlere adanmak garabet ehlinin lisanidir. bu manalara yerlere dökülen bir ruhun sânidirsükun mahlasinda yürüyen bu güruh gülen dudaklar aglayan gözlerin yalanidir

nerden cikariyorsun olmadigini, elbet orada bir yerde, hatta biraz evvel gitmekten bahsettigin ülkenin tam arkasinda kaliyor hatta,

- hayir orasi garb (daha fazla…)

Eylül 25, 2006 at 11:46 pm Yorum yapın

ben kamala’yı sevdim

Hermann Hesse adinda bir yazarin kaleminden dökülen bir mürekkeb lekesi Siddhartha. Aslinda Siddhartha Gautama, bir Buddha bulmak icin yollara düsen, yolda Buddha’nin ta kendisi oldugunu gören, bir cift göz. Ben, Kamala yi düsünürüm hep. Siddhartha‘dan daha ziyade, Siddhartha’nin yaraticisini, yaraticilarini yadsimamayi ögrendim yahut. Govinda yi da bilirim, Vasudeva yi da. Deyin bana, Vasudeva yi bilmeden (daha fazla…)

Eylül 25, 2006 at 11:39 pm Yorum yapın

seraplarda anafor

harabelerin ortasında denize doğru bakıyorum
gözlerim mağrur, denizler serab olmuş sanki
içimde bir korku var, sana verdiğim bu soğuk yağmuru
omuzlarını kaldırmadan, titremeden bu dalganın damlasında
harabenin ortasında, serablarim pupa yelken
çıkageldiğim sevgilim, bu hayalden demir almalı (daha fazla…)

Eylül 25, 2006 at 11:34 pm Yorum yapın

öfke savaşları besmeleyle başlamaz

41. (ey müminler!) gerek hafif, gerek ağır olarak savaşa çıkın, mallarınızla ve canlarınızla allah yolunda cihad edin. eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.

elbet geceye, gözyasina ve sirenlere sözüm var
kurumus dudaklarimdan seyrelmis harflerim
hedefini bulamamis gergin yay oklari gibidir
bir gün elbet istirab karanfillerini mihlar (daha fazla…)

Eylül 25, 2006 at 11:28 pm 1 yorum

dilenmelerin dilemması

cocuklugumdan beri yaziyorum. okuyanim yok, bilirim. cocuklugumdan beri sarki söylüyorum diyenleri siz de bilirsiniz elbet az cok, populer sahnelerin degismez tozlu oyuncularidir onlar. ama hakikaten ben de cocuklugumdan beri yazip cizerdim. taniyanlar bilirler beni. annem babam az ugrasmadilar sokaga cikayim diye. kisapantol (bu kelimeyi cok severdim cocukken, kisa pantolon, kisadon, kisapontul versiyonlarini da duymuslugum vardir) giydirmek isterlerdi, ben ise büyükler -yani babam ve abim ve tabii ki gördügüm diger büyükler- giymediklerinden dolayi, gözümde hep tahkir ederdim. evimiz müstakil ve oturma odasi (daha fazla…)

Eylül 25, 2006 at 12:21 am Yorum yapın

bulut mantolu kadın

bu fotografi abim iran’da yakalamis. bir köprünün icinde oturmus halde basmis deklansöre abim. kadinin resmini cekmis, fotografini cekerken. neden?

ne kadar akli olan olmussa, erkeklerden, kadinlar üzerine laf etmis.

anlamiyorum, ne kadar cok da müsterisi varmis bu fotografin. aralarinda bir tek adam bilirim. o nietzsche dir. (daha fazla…)

Eylül 25, 2006 at 12:16 am Yorum yapın

beklerken yorulmanın türküsü

oda.jpgsessiz sedasız beklerken
yakasına ilişmiş bir kan karanfiliyle
ağıtlarla dikilmiş anıtların
sert ve soğuk acımasz portrelerin ucunda
bir isyanın tam kapısında
sevişmelerin son çığlığında
kasatura eller bir bakirenin ince sayrı belini
hoyratça kavrarken mis gibi günah güzelliğinde
ve poyraz sıcaklığında onu
beklerken yoruldu
hummalı gözlerinde kan çanakları dopdolu
güneş katliamları aydınlatmaya meyilli
sular ufuklarda yavaştan çekilmiş tam da (daha fazla…)

Eylül 25, 2006 at 12:12 am Yorum yapın


Son Yazılar

 

Eylül 2006
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ağu   Eki »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

Blog Stats

  • 12,458 329

Popüler Yazılar

  • Hiçbiri

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.