Mevlid Kandili üzerine laf u güzaf

alemlerin efendisinin dogdugu günün kândili. kandili, yani aydinlaticisi. tenevvürü-tevellüdü.
ne kadar ucuz adam varsa, dogum günlerinde, ölüm günlerinde cigirtkanliklar yapilir da, alemlerin efendisinin, dûcihân sultaninin, ruh i evvelin, fahr-i alem efendimizin bu mübarek ânlari icin hic bir faaliyet yapilmaz, anlamak mümkün degil. oysa camiler dolacaktir bu gece, televizyonlarin o makyajli suratlarinda bu gece de misal hic bir degisiklik göremeyeceksiniz. bu gecenin hatrina hic bir kadin, hic bir erkek edebli sekilde giyinip, edebli sekilde konusmayacaklar. hic bir degisiklik olmayacak, zira kâide bu. kâide, unuttur. kandili unuttur, mirâci unuttur, ramazani unuttur, kurbani unuttur. hatirlamayin ey türk milleti, dinini unut, ceddini unut, milletini unut, unut varligi ey vatandas, hatirlayacagin sadece iki üc baldir bacak olsun, dizilerden haber bültenlerine sicra. (daha fazla…)

Eylül 28, 2006 at 12:05 am 1 yorum

Mesnevî’den manidar at hikayesi

bir beyin çok güzel bir ati vardi. o kadar güzeldi ki sultanin sürülerinde dahi onun ayarinda olan yoktu.bir gün,bu bey atina binip sultanin süvari alayi ile resmi geçide katildi. harzemsah’in gözü ata takildi. yürüyüsü, rengi, çalimi, çevikligi aklini basindan aldi, gözü baska sey görmez oldu. hangi uzvuna baksa digerinden daha güzel görünüyor, essiz bir güzelligi seyretmenin sarhoslugunda, baska bir alemde, mest olmus vaziyette idi. kendine gelir gibi oldu bir ara, gözlerini ovusturdu:
- “allah… allah!… bu nedir ki aklimi çeldi, beni benden aldi götürdü sanki!.. gözüm bunun gibi yüzlerce, binlerce at görmüstür, toktur… bu at nasil olur da aklimi çeler?.. yoksa büyü mü yaptilar at ile?.. ” (daha fazla…)

Eylül 28, 2006 at 12:00 am Yorum yapın

American History X üstüne çalakalem

son derece kisir bir senaryosu oldugunu düsündügüm bir film. fikrime göre, senaryosu, daha cok bir büroratin istegi üzerine yazilmis gibi geldi bana. cok etkileyici ve yahut bir derinligi bulunmuyor. filmin teknik yönü degil, hatta bazi buglari da o kadar su üzerinde ki, filmi seyrettikten sonra anlasiliyor ki, sanki yönetmen, bir an önce bu filmi cekeyim de eve gidip yatayim, demis gibi bir tavir icersindeymis gibi… (daha fazla…)

Eylül 27, 2006 at 11:53 pm 3 yorum

almanlardaki Hitler Amca kompleksi

gencliginin de icinde bulunan bir histir ayni zamanda. fakat söyle bir dipnotu da eklemeliyiz ihtiyar almanlar, hâlen iclerindeki en güzel tahti hitler tahsis etmislerdir. hâlen yürüyen sa ve ss subaylari bu ihtiyar amcalarda, teyzelerde cok rahat olarak görülebilir. bilirler, ikinci cihan harbinde ne sartlarda yasadiklarini, almanya yi hangi hallerden bu hallere tasidiklarini. tüm otobanlari yapan, ekonomik ivmelenmeyi saglayanin hitler oldugunu bilirler, volkswagen in hitler tarafindan kuruldugunu, patatesle yasarken hitler sayesinde almanya nin almanya oldugunu bilirler. (daha fazla…)

Eylül 27, 2006 at 11:48 pm 2 yorum

bir ağustos sıcağını geride bırakmak

yine bir ağustos, yine bir sancı ertesi
hançer gök renginde ve sema kan grisi
kodesimin kapısı açık ardına kadar
pencerelerime kan yağmurları damlıyor
kafeslerinde kuşlarım
hürriyet nâmeleri salıyor dört bir yana
artık ne sigara tad veriyor ne acı ruhumun biryantini
güneşli türküler söylemek isterdim
dudaklarımdan damlasaydı yerlere akasyalar
olmuyor artık bu gri yorganın altında
olmuyor artık (daha fazla…)

Eylül 27, 2006 at 11:44 pm 1 yorum

sonsuzlaşan ironisiyle : Adolf Hitler Amca

bir lider. kronolojisini, biyografisini okumaya kalkistigimizda -ki objektif yaklasildigi takdirde- her seyi vatani ugruna yapmayi kendine bir borc addetmis bir genc olarak ilk defa karsimiza cikiyor. ilginctir, bu noktada freud’a da hak vermemek zor is. kendisine ve annesine cocuklugunda cok kötü davranan bir babaya sahib oluyor. cocuklugu sönük, pisirik, korkak ve basik olarak geciyor haliyle.
bos zamanlarinda karaladigi resimlerle annesinin övgüsünü aliyor. babasi orali bile degil. henüz ufak bir cocuk adi. annesi adi diye cagiriyor, adolfun ibosu, memosu seklinde. halbuki sevimli bir cocuk. fakat ne ögretmenlerinden, ne ailesinden arzuladigi sefkati sahiblenemiyor. derken güzel sanatlar fakultesi. icinde yasattigi utanc, cekingenlik akt resim cizdirmesine dahi izin vermiyor. bir nevi düzlestiriyor sanati ve fakutledeki hocasi, mimariye oku diyor. sanatin yok, tarzin yok, üslubun hic yok. bir tekme de fakulteden yiyor anlasilacagi üzre. (daha fazla…)

Eylül 27, 2006 at 11:36 pm 1 yorum

ölmeden evvel ölünüz

Bir hadistir desek kifayet eder mi bilmem. Fakat şöyle yapalım, efradını cami ağyarını mani tarifince birkaç kelam edelim bu mukaddes cümle için, hem esraflıca ve etraflıca da düşünmüş, silkelenmiş, toprağı üstümüzden atmış oluruz bakarsınız..

Muhaddis değiliz fakat içimde hep bir yerlerde insanların en büyüğü, en şereflisi, en mukaddesi olan levlake levlak lema halaktul eflak sırrının mazharı peygamber efendimiz Hz. Muhammed’e edilmiş haksızlığı nacizane tayip etme adına birkaç kelam ile başlayalım. Dört bir yanda Konfucyus, Socrates, Platon, Aristo, Lao Tse gibi filozofların, bilginlerin, dâhilerin tekellümatları ilertutarı sarmışken, böyle bir hadis nasıl olur da her bir köşeye, hem bir yakaya, her bir gözlük camına iliştirilmez, anlamak mümkün değildir. Öyle büyük bir hadistir ki, hakikaten lisan bir nebze kifayet etmez. (daha fazla…)

Eylül 26, 2006 at 12:02 am Yorum yapın

cemaatle namaz

Heybetli bir eylem, bir fiiliyat.

Bir bayram namazı, bir cuma namazı. Büyük kitleler akın akın camiye hareket ediyorlar, maksadları edâ. Kimse birbirine yan bakmıyor, ki içlerinden kimi beynamaz, kimi alkolik, kimi ilk kez camiyle müşerref oluyor, kimi ayakkabı kleptomanyağı vs vs. Kim olursan ol gel demiş Ebu Suud, ki geliyor akın akın millet camiye. İçlerinden sağcısı solcusu da var. Hatta kimse şunu sormuyor da kendine dahî. Bu namaz, bir vakit namazından, sabah yahut ikindi namazından daha mı sevabtır, daha mı farzdır, ki böyle millet girmek için camiye birbirleriyle kıyasıya savaşta. Cevab hazırdır, gelir hemen, hayır tabii ki, ki Cuma Namazı’nda farklı bir feyiz vardır. Cemaatin toplanacağı gün de Cuma olmalıydı, cem’ günü Cuma Namazı, cem’ edecekler de anca cemaat olmalıydılar. (daha fazla…)

Eylül 25, 2006 at 11:58 pm Yorum yapın

Gérard de Nerval’in türk edebiyatındaki yeri

Türk Edebiyatı’na damgasını vurmuş, büyük edib.

Aslında yanlış kullanmış oluruz “damgasını vurmak” fiilini, zira epey bir dolaylı mana da ihtiva olunmaktadır. Misal vermek gerekirse, rüya ve hayat isimli hikayesi bizim büyük edibimiz olan Tanpınar’ın o büyük eserinin mülhem eseri olacaktır. Abdullah Efendi’nin rüyası bu eserin büyük nisbette taklidi konumundadır. Bununla da yetinmeyerek ekleyebiliriz ki, Eşik şiirinde de nice hadiseler cereyan etmiştir. Bu, Rüya ve hayat romanında olan bazı cümleler, Abdullah Efendi’nin Rüyası kitabına nasıl sirayet etmiş ufak bir görebiliriz rahatlıkla.

Rüya ve Hayat:
“Karşımda bir duvar saati ve saatin üstünde insan gibi konuşmaya başlayan bir kuş vardı.” (daha fazla…)

Eylül 25, 2006 at 11:54 pm Yorum yapın

bu senaryoda kötüler kazanır

ses donuk, gözler yalan
kendi sarkisini söyleyemeyen
ürkek bir adam aynamda
citirtilardan kiyamet toplar
gecelerden ölüm koklarim
cebimdeki misketlerden de
haberdar degildir kimseler
gökyüzüne firlattigim son soluk
bir günes olacak (daha fazla…)

Eylül 25, 2006 at 11:48 pm Yorum yapın

Eski Yazılar Yeni Yazılar


Son Yazılar

 

Haziran 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Oca    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

Blog Stats

  • 12,458 329

Popüler Yazılar

  • Hiçbiri

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.